TÜRKLÜĞÜMLE ÖVÜNÜYORUM! YA SEN?

İnsan sosyal bir varlıktır. Dolayısıyla bir ortama ihtiyaç duyar. Bir insanın yaşadığı ortamın genel karakteristik özellikleri kişisel özellikleriyle örtüştüğü oranda insan kendini oraya ait, orada rahat ve mutlu hisseder. Bazen geniş ortamlarda farklı özelliklere sahip çeşitli alt gruplar bulunabilir. Hatta bu grupların içinde de farkı gruplar oluşabilir. Öyle ki bu, “grup içinde grup”  diyebileceğimiz alt gruplar, son birkaç kişi kalıncaya kadar bölünebilir. Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için büyükten küçüğe doğru kaba bir sıralama yapalım: Dünya içerisindeki en büyük topluluk; “insan” topluluğudur. Bu topluluk, dünyaki coğrafi konumuna göre; doğu toplumları, batı toplumları şeklinde bir tasnife tabi tutulur. Bunlar da kendi aralarında, asyalılar, avrupalılar, amerikalılar gibi kıta gruplarına, kıtalar; ırk, millet, devlet gibi gruplara yahutta inanç gruplarına ayrılırlar. Bu grupların hemen hepsi irade dışı oluşan gruplardır. Ancak bu grupların içerisinde, insanların zevk, istek ve arzularına göre bizzat içinde bulunmayı kendilerinin tercih ettiği ve böylelikle oluşan gruplar vardır ki burada esas üzerinde durmaya çalışacağımız gruplar da bunlar olacaktır. Bu gruplar, büyük bir grup içerisinde müstakil küçük gruplar, başka bir ifadeyle grupların içerisinde oluşmuş kendine has özellikleri olan gruplar olabildikleri gibi büyük grupların diğer küçük gruplar içerisinde yansımaları şeklinde de oluşabilirler. Meselâ bir milletin mensubu olan insanlar başka ülke yahutta milletler arasında yaşamak zorunda kaldıkları zaman esas mensubiyetlerini içinde yaşadıkları topluma aktararak yine kendileri gibi düşünen, kendileri ile aynı kökene sahip olan insanlarla bir araya gelerek bir grup oluştururlar. Hele ki içinde yaşadıkları toplum bu insanlara farklı gözle bakıyor yahut kendilerini o toplum içerisinde rahat hissetmiyorlarsa ve/veya (daha da kötüsü) aşağılanmış hissediyorlarsa, bu insanlar, mensubu oldukları milletin ogünkü yahutta tarihteki başarılarını ön plana çıkarmak suretiyle o başarının gölgesinde kendilerini güçlü başarılı üstün ve rahat hissetme yoluna gidebilirler. Bazen de bu gruplar millet olgusundan daha küçük gruplara bölünerek kendilerini herhangi bir başarının parçası durumuna getirme yoluna giderler. Başarılı bir futbol takımının taraftarının çok olması hatta bu taraftarların bir araya gelerek kendilerince (Kadıköy Grubu, Çarşı Grubu, Ultraslan… gibi) yeni oluşumlar meydana getirmesi bu başarıya ortak olma anlayışından başka bir şey değildir. Bu durum, daha da ileriye gidip bir tek kişinin başarısına ortak olma noktasına kadar varabilir. Meşhur bir sanatçının yahutta toplum içerisinde başarılı, değerli görünen birisinin etrafında toplanarak kendilerindeki başarısızlık ya da eksikliği o şekilde telafi etme yoluna gidebilirler.

Her ne kadar bu şekilde oluşan grupların şekil cins ve sayılarını çoğaltmak mümkünse de bunların içerisinde, tarihten günümüze varlığını koruyan, insanların en çok etrafında toplandığı grup; millet kökenine dayalı insanların oluşturmuş oldukları gruplardır. Bu cümleden olarak bizim, yâni Türk milletinin tarihindeki pekçok başarı ve şanlı zaferden olsa gerek; gittiğimiz heryerde mümkün olan ilk fırsatta biraraya gelerek kendimize özgü yaşama biçimimizi olabildiğince yaşamaya, yaşatmaya çalışırız.

Tarihi boyunca bağımsızlığı için can vermeyi cana minnet bilen bir millet, elbette ki kendi öz değerlerini korumak için de bir anlayış geliştirecek ve tavır sergileyecektir. Zira bağımsızlığın asıl amacı; kendi inancını, kendi kültürünü serbestçe yaşamak, insan gibi yaşamak, insan olarak değer görmek; küçümsenmemek, aşağılanmamak, itilip kakılmamak için değil midir?

Bu tür oluşumlar; insanların inancını, kültürünü, yaşama biçimini korumak ve buna göre yaşamak amacıyla meydana getirdiği oluşumlardır. Bir millete mensubiyet ve o milletin ortak değerlerini benimsemek ve sahip çıkmak, birlikteliği oluşturan insanların hem ortak değeri hem de birlikteliğin devamlılığı için gerekli olan bir araçtır ve insanları biraraya getirmek için oluşumu meydana getiren insanların sarıldıkları ortak ve yüce değerlerdir. Ne var ki zaman içerisinde birlikteliği meydana getiren bu değerler araç olmaktan çıkarak amaç konumuna geçebilmektedirler. Yani kendi değerlerini korumak ve yaşatmak adına bu değerleri ne kadar yüce olduğunu dile getirmek kuruluş aşamasında doğru olmakla birlikte ileri aşamalarda çeşitli sorunlara yol açabilmektedir. Mesela Türk milletinin yüce ve kutsal değerleri Türklerin oluşturacağı bir birlikte ön plana çıkarılıp insanların bu değerlere sımsıkı sarılması, bu değerler etrafında toplanıp birliktelik oluşturması amacına yöneliktir. Bir süre sonra bazı insanlar olayın bu yönünü gözden kaçırarak yahut hiç görmeyerek yahut da kasıtlı olarak aslında araç olan bu değerleri amaç seviyesine yükseltmektedirler. Hatta çoğunlukla esas amacın dışına çıkılarak oluşumlar başka mecralara yönelebilmektediler. Varabileceği son nokta da bugün dünyanın başına bela olan “ırkçılıktır”. Paratez içi belirteli ki milletini sevmek ve onun huzur, mutluluk ve refahını düşünmek, bu uğurda gayret sarfetmek ırkçılık değil, “milliyetçiliktir”. Bu konu başlı başına işlenecek bir genişlikte olduğu için sadece kavram kargaşasına dikkatlerinizi çekerek şimdilik burada bırakalım.

Bu tür sakıncaların önüne geçebilmek için amaç ve aracın biribirine karıştırılmaması, bundan da önemlisi biri diğerinin yerine ikame edilmemesi için önlemler alınmalıdır. Burada en önemli görev, oluşan birliktelikle söz sahibi olan, sözü dinlenen ve sözüne itibar edilenlere düşmektedir. Amaç konumundaki aslî değerler sürekli ön planda tutulmalı, araç durumundaki tâlî değerler ise unutturulmamalı ancak gereğinden fazla değer yüklenerek amaç seviyesine de çıkarılmamalıdır.

Türkler, İslâm öncesinde de birtakım üstün meziyetlere sahip olmakla birlikte İslam’a girdikten sonra hem eski iyi meziyetlerini İslami ölçüler çerçevesinde geliştirerek korudular hem de İslâm’ın üstün değerleriyle bezenerek saygın ve seçkin bir millet oldular. İslâm, Türklerin sadece değerini artırmakla kalmadı, onlara yeni bir misyon yükleyerek âdeta yeniden kodladı. Türkler, İslâm’la öylesine özdeşleşti ki gün geldi “Türk” denilince “Müslüman” kastedilir, anlaşılır oldu. Hâlâ da öyle anlaşılmaktadır. Buna karşılık, Bulgarlar ve Macarlar gibi, Türk soyundan geldiği halde İslâm ile müşerref olmadıkları için Türklüğünü de yitirenler olmuştur. Buradan da anlaşılıyor ki bir milleti yücelten unsur; geldiği köken değil, sahip olduğu meziyetlerdir.

Başlığa dönecek olursak; evet ben Türklüğümle övünüyorum çünkü:

– Türk Milleti, İslâmla müşerref olduktan sonra İslamı kendine değil, kendini İslama uydurmuştur.

– Kendilerini İslamın hizmetine adamışlardır.

– Allah’ın Kelamını dünyanın her köşesine yaymak için her kanaldan gayret sarfetmişlerdir.

– Tarihinde beni utandıracak; hırsızlık, yağma, soykırım, zulüm gibi insanlık dışı olaya rastlanmamıştır.

– Geçmişten günümüze hep zalimin karşısında, mazlumun yanında olmuştur.

– Asırlarca Müslümanlara liderlik etmiş, onları sömürmemiş aksine onların huzur refahını temine çalışmıştır.

– Bugün de hâlâ İslam Dünyası’nın umudu olmaya devam etmektedir.

Eh daha ne olsun! Bir çırpıda benim aklıma gelen gerekçeler bunlar. Siz de altına kendi gerekçelerinizi ekleyebilirsiniz.

1 0 0 0 0 0
YORUMLAR

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Hızlı Yorum Yap

1 0 0 0 0 0

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

Konum Haber'e üye olun

Zaten üye misiniz ? Buraya tıklayarak Üye girişi sağlayabilirsiniz.

Konum Haber'e giriş yapın

Henüz üye değil misiniz ? Buraya tıklayarak Üye olabilirsiniz.

Haber gönderim sistemimize hoş geldiniz

Galeri Alanı

828 x 470